TIGER’IN EBRU MERAKI

•Ekim 22, 2008 • 13 Yorum

Tiger hn doğmadan önce kısa bir süre Ebru ile meşgul olmuştum lakin uzun soluklu olmamıştı. Ebru aşkım depreşince yeniden başlamaya karar verdim. İlk iş malzemeleri bir araya getirmek oldu. Gül dalı, at kılı, boyalar, kitre vs vs. Tiger ile bu işi yapmak hatta malzemeleri dahi muhafaza etmek kolay olmadı. Bi kere at kılını hiç mi hiç rahat bırakmadı. Gece uyanıp ondan at kılını kurtardığım anlar oldu. Neyse ki at kılı fırçaya dönüştü fakat tablo değişmedi.
Ebru sanatı çok eskilere dayanan bir uğraşı olduğundan malzemeler doğal olarak kullanıldığında daha çok verim ve keyif alınıyor. Antep’te kök boya bulmak hatta öd temin etmek zor olacağından boyalar hazır kullanılıyor. Dolayısıyla boya ezmek keyfinden ve aşamalarından da mahrum kalınıyor.
Gül dalı ve at kılı ile yaptığım ebru fırçasına ek olarak kullanılan yelpaze fırça.Kitre de hazır alınıyor bu bakımdan suyu hazırlamak hem daha kolay hemde riski daha az. Benim kitrem buna rağmen tutmadı ve boyada kırılmalar yaşadım.
Suyu taramada ise tavuk şişlerden ve şırıngadan faydalanılıyor. Zira bız bulmayı bile denemek mantıksız.
Buda ilk denemelerim. Kitrenin tutmaması çok az çalışma yapmama neden oldu. Bunlarda damlatma yöntemiyle yaptığım ısınma çalışmaları. Biliyorum bunlar bir facia ama benimle gurur duyacağınız günlerde gelecek :) ))

AH SUN EXPRESS AHHH!!!

•Ekim 11, 2008 • 19 Yorum

Gaziantep’ten İzmir’e direkt giden tek firma Sun Expres olması hasebiyle biletimi günler öncesinden temin etmiştim. Uzun yıllar THY nin Lost uçağından hallice uçakları eski olmasına rağmen yinede güven verirdi bana her nedense. Sun Express ve bu tür firmalar, ucuz olduklarından mıdır nedir pek kurumsal olmadıkları imajı mevcuttur bende.

Bu defa elim mahkum İzmir’e aktarma yapmadan gitmenin yolu Sun Expresten geçti. Sabah uçağı için erkenden evden çıkacağımdan akşam servis güzergahını 444 lü numaradan öğrenmek istedim. İki yerden servis gececeğini ve ikisininde hareket saatinin 07 10 olduğunu öğrendim. Emin olup olmadıklarını sorduğumda burada böyle not edilmiş kesinlikle doğrudur cevabı alınca inanmak istedim. Bir problem olmaması için İstanbul’dan gelip güneydoğu gezisini tamamlayıp tatilimi birlikte geçireceğim arkadaşımla birlikte servisin kalkış yerini tespit etmek üzere yola çıktık. Verilen adres o kadar kısıtlı bilgiler içeriyordu ki Sun Expres bürosunun etrafını en az 7 kez tavaf ettikten sonra bulabildik.

Sabah için herşey tamamdı. Eşyalarımızla paşa paşa eve yakın olan noktada servis bekleyeceğimiz yere doğru ilerledik. Üstelik gidiş konusunu ilk defa ucuza getirerek hayatımda tarihi bir yolculuk yapmış olacaktım. Beklediğimiz noktada S.E bürosu henüz açılmamış etrafta yolcu modunda tek bir canlı bile yoktu bizden başka. Tam 7 de orada dimdik ayaktaydık. Hostes kılıklı iki insanın yaklaştığını görünce tamam işte boşuna endişe ettik diye teselli olduk. Neden sonra bir servis yaklaştı ve bu iki insanın ardından bizde hareketlendik. Servis biz yanına bile yaklaşamadan kapılarını kapatıp gittiğinde Sun Express in bana bilgi veren insanları hakkında içimden pek hoş şeyler geçirmedim. 444 lü numarayı arayıp oldukça sabahın köründe karga b. yemeden kalkan biz, zarif bir sesle adının Günay olduğunu söyleyen hanıma servisin bu noktadan şu saatte geçeceğinden eminmisiniz diye sordum. Kesinlikle efendim dedi. Bir kaç dakika sonra iyice işgillenip yeniden aradım. Günay hanıma bu konuyu teyid edip bana dönmelerini istedim zira havaalanı şehirden uzak bir noktadaydı ve hem taxi bulup hemde uçağa yetişmek için çok geç olabilirdi üstelik bir sonraki uçakta yer olmayacağı ve tatilin mahvına sebep olunacağı gibi hisler içimde belirmeye başladı. Şüphelerimi Günay hanımla paylaştım hemen bilgi edinip döneceğini söyledi.

Bu arada bir yandan havaalanındaki bürolarını bir yandan arıyordum telefon duvardı resmen çıt yok açan yok. Günay hn bana dönmüştü ama iyi haberlerle değil. Hemen bir taxiye binip gitmemizin hakkımızda hayırlı olacağını söylerken kulağımdan çıkan dumanlardan, ağzımdan çıkan alevlerden haberi yoktu.

Günay hanımın mahcubiyeti diz boyuydu lakin bu, bizim havaalanına uçak parası kadar ödeme yaparak gitmemize çözüm olamamıştı. Telefonu kapattıktan sonra olayın vehametini, bilgi eksikliğini, müşteri mağduriyetine yaklaşımlarını…….ve Sun Express’i düşündükçe çıkan tansiyonumu ve sinirimi yol boyu sık sık Günay hanımı arayıp fırçalayarak teskin etmeye çalıştım. O ise yazık sadece haklısınız efendim diyebiliyordu.

Havaalanına ulaştıktan sonra hışımla firmanın ofisine doğru hızla ilerledim ve olayı özetledim. Servis saatinin 07 10 değil 06 50 olduğunu söylediklerinde 444 lü numarayı arayıp çıkan ilk kişiye 07 10 ile 06 50 arasında kaç dakikalık fark olduğunu sordum bildiler:)) oraya hemen not etmelerini başka insanları da mağdur etmemeleri gerektiğini söyledim ve Günay hn mı telefona istedim. Bana Günay hn diye birisinin olmadığını söyledi telefondaki ses. Nasıl olur son 30 dakikadır canım sıkıldıkça Günay hanımı fırçalıyorum hemen telefona verin dediğimi hatırlıyorum gerisinde arkadaşımla birlikte check in sırasında koptuğumuzu ve herkesin bize baktığını hatırlıyorum.

Meğer Günay hanım değil Günay Bey miş. Bütün telefon trafiği süresinde hanım diye hitap ettiğim bey ağzını açıp ben hanım değilim dememiş belki de diyememiş. Bütün hanım hitaplarıma olumlu cevap vermesinin nedenini anlayamasam da meğer sesi birazcık ince olduğundan olayı akışına bırakmış. Günay bey den özür diliyor ve Sun Expres ile yolculuk yapma düşünceniz var ise yarı yolda kalabilme ihtimalinizin yüksek olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Tatil dönüşü sorumlu insan örneği göstererek Sun Express firmasına gerekli emailleri yazıp gönderdiğimde emailler geri döndü. Web sitesi bile kıytırıktanmış meğer. Bende burada yazmak istedim. Belki duyması gereken insanların kulağına gider ve benzer mağduriyetler yaşanmaz.

TIGER’A KIŞ GELDİ

•Ekim 8, 2008 • 16 Yorum
Tiger için kış erken geldi.
Kışlıklarınının bir kısmını çıkardı bile.
Gerçi daha ince tüyler dökülecek kalın tüyler yerine gelecek ama bu süreci şimdilik kaloriferler yanana kadar battaniyesiyle idare ederek geçirecek.
Kış için kokulu kumlar alınacak, uyku yatağının yeri değişecek. Kısacası Tiger büyük ölçüde kışa hazır, ya siz..

BAYRAM ŞEKERLERİ

•Eylül 27, 2008 • 12 Yorum


Tiger’ın sosyalleşmesi için yapılan bir takım denemelerin sonuçsuz kaldığının görüntüleri; Bu, Pamuk hanım. Ortama alışmaya çalışıyor. Birazdan evin asil kontesi ve küçük kaplanı Tiger hanım ile karşılaşacağından bihaber.
Bu da Tiger. Güzellik uykusunda ve o da misafirinin geldiğinden bihaber mışıl mışıl mırlamakta.

Kokuyu alması uzun sürmüyor. Yerden yerden iz sürerek kar kedi Pamuk’un yerini tespit ettiğin an. İlk karşılaşma… Tiger şokta. Pamuk hayvancıl bir yaklaşım sergilemeye çalışıyor.Hatta daha ileri gidip hoşbulduk miyavı çekeyim derken Tiger taş kesilmiş vücudunu silkeleyerek bir evsahibine yakışmayacak tepkiler veriyor.
Pamuk ısrarcı olunca ortalık toz duman oluyor. Gırlamalar, hırlamalar, pıhlamalar ve patiler havada uçuşurken bende nasibimi alıyorum ayırayım derken.
Galip olan Tiger. Pamuk geldiği yere apar topar gönderiliyor. Tiger’ın arkadaş edinmesi için yapılan bir deneme daha sonuçsuz kalıyor. Tiger’ın hemde hemcinsine yaptığı bu tavır, hakimiyetinin en ufak bir ortaklık dahi kabul etmediğine dair bir örnek daha sergiliyor.

TERCİHLER VE HOŞGÖRÜ

•Eylül 23, 2008 • 41 Yorum

Son zamanlarda bir takım tepkiler alıyorum. Gelen tepkilere kişisel cevap vermektense buradan bir iki kelam etme isteği duydum. Tepkilerin nedeni benim değil de beni sayfasına ekleyen, hatta yorum yapan bazen benimde yorum yaptığım kişi ve kişiler olması. Şunu en başta söylemeliyim ki bu kişi ve kişilerin tercih ettikleri hayatı doğru bulmuyorum, desteklemiyorum. Ama onların tecrit edilmesinden yana da değilim.

Tasvip etmek ayrıdır, hoşgörü ayrıdır. Çoğumuzun son dönemlerde en çok muzdarip olduğumuz noktalardan biri de bu değil mi, hoşgörüsüzlük? Ayrılması gereken en önemli iki şey ve iki yol var. Birisi, bu kişilerin elinden tutup pekte matah bişey yapıyorsunuz deyip sırtlarını sıvazlamak, alkışlamak, diğeri de, varlıklarını kabul edip velev ki yanlış yaptıkları düşünülüyorsa onları, varsa kendi yöntemlerinizle, kendi doğrularınızı bildirmek.

Farzedinki üst katınıza tasvip etmediğiniz bir insan taşındı. Üstelik sizin zilinizde isimlerinizde üstüste yeralıyor. Bu x insan ise sizinle aynı binada oturmaktan son derece hoşnut. Hatta ara sıra kapınızıda çalıyor bir merhaba için. Ne yaparsınız? Sizinle aynı binada oturma hakkından men mi edersiniz? Asansörde karşılaştığınızda vebalı gibi mi davranırsınız? Selamına karşılık mı verirsiniz kafanızı mı çevirirsiniz? Hangi yöntemi denersiniz? Ve bunu hangi inanç yönteminine göre yaparsınız?

O zaman bu insanları bir alana toplayalım ve üzerlerine benzin döküp yakalım? Yada tecrit edelim onlara ait bir bölge gösterelim orada mı yaşasınlar?

Değerlerimiz bu insanları dışlamayı, uzak durmayı, ümitsizliğe itmeyi, yok saymayı mı gerektiriyor? yoksa onlara öğretmek paylaşmak sahip çıkmayı mı? Onları dinden, toplumdan ve değerlerden soğutmak mı en doğrusu?

Sen başkasının listesindesin hatta başkasının sana yaptığı yorumlarla benim yorumlarım aynı yerde olmasından ve sayfama ulaşılmasından rahatsızlık duyuyorum şeklindeki titizlenmeler karşısında demek oluyorki bu kişiler yakınlarına yada sevdiklerinin başına bu tür bişey gelmeyeceğini garanti altına aldılar.

Ne dinimizde ne kültürümüzde nede milliyetimizde insanı tercihlerinden dolayı dışlamak aşağılamak ve tecrit etmek vardır. Hele ki başkasının listesinde olmayı bile tecrit edilmeye yeterli gören bir düşüncenin malesef kısır olduğunu düşünüyorum.

“Allah katında lanetlenmek” cümlesi sarf edilmiş bana gelen yorumda. Cenab-ı Hakın Rahmeti öyle geniştirki tüm kainatı kapsamıştır. O, Rahman ismiyle kendini inkar edenlere karşı bile dünyada merhamet göstermiştir ve nimetlendirmiştir. Ahirette Rahim oluşuyla da yalniz inananlara merhametli olacagini bildiriyor. Biz ise dünyada neye dayanarak merhametimizi, dostluğumuzu yada yardımımızı insanlardan esirgiyoruz?

Elbette Kuran’da bu tür sapkınlıklara karşı lanetlenme kelimesi geçiyordur. Bende diyorumki aynı zamanda kaş alma konusunda da lanetlenme kelimesi sarf edilir. Hadi o zaman kaş alanları lanetleyip, rehberlerimizden, beyinlerimizden ve sorumluluklarımızdan çıkaralım, akla uygun mudur?

Binlerce örnek vardır islamda hoşgörü ve sosyal sorumluluk hususunda. Bunları tek tek yazacak değilim.

Biz, kendisine inanılmaz eziyetler eden, yoksulluk ve açlık içine düşen Mekke müşriklerine, onların yoksullarına dağıtılmak üzere yardım gönderen bir peygamberin ümmetiyiz. Neden manevi desteğimizi muhtaç olan insanlardan esirgiyoruz?
Müslüman, din, dil, ırk farkı gözetmeden, sıkıntı çekenlere, yanlış yolda olanlara elinden gelen yardımı yapması ahlakî veya hukuki bir vecibe olan bir dinin mensubu değilmiyiz.

Hak bir imana dayanan müslüman kişinin bütün güzel davranış ve işleri hangi tür canlıya bir hayır götürmüş olursa olsun o bundan sevabını alır düsturunu benimsiyorum. benimsemeyenlerede saygı duyuyorum.

YENİ RAMAZANLAR-TATLI DENEMESİ

•Eylül 18, 2008 • 8 Yorum

Ramazan da davulcu katili olmamak için direnen ve gün boyu acıkmayan, susamayan insanlar taifesindenim. Üstelik tatlı sevmeyenler grubuna da dahilim. Hal böyle olunca Ramazanda içimde tatlı yapma isteği epey bir geç oluştu. Sevgili blogger, pastalar kraliçesi Melekciğim ile msn de küçük bir istişare yaptık ve ne yapacağıma karar kıldık. Önce kalbura bastı, badem pare, irmik tatlısı ve sonrada revanide karar kıldık. Üzeri bol fıstıklı revani. Eee burası Antep, fıstık yerine ceviz kullanmak biraz ayıp olur:))
Melek bana bütün detaylarıyla önce yumurta akını çırp, sarıya karıştır, tereyağını erit sonra birbirlerine çarp böl gibisinden püf noktalar verdiysede lakin itiraf ediyorum; ben neredeyse hepsini karıştırdım ve çırptım:))) Az önce de tadına baktım revani hiçte fena olmamış:):)

DEĞİŞİYORMUYUM NE!

•Eylül 7, 2008 • 26 Yorum

Hayatımda belli dönemlerde kırılmalar olur ve yön değiştirir. Bu kırılmalar iki yıla tekabül eder çoğunlukla. Kırılma vakti geldi yine. Ama tam olarak nasıl ve ne şekilde kırılacak herhangi bir fikrim yok açıkcası. Sadece bekliyorum. Demleniyorum. Duruluyorum… Düşünüyorum da iki yılın sonunda ne çok içsel değişimlere uğramışım. Olgunlaşıyormuyum sonunda ne!
Artık arabamı değiştirmek istemiyorum. Kanaat ediyorum. Artık eskisi kadar beni hiçbirşey eğlendirmiyor ama daha sağlıklı yaşıyorum, spor yapıyorum, sabahları uzun yürüyüşlere çıkıyorum bol bol.
Arkadaş kavramım bile değişti. Ya kendimden büyüklerle yada küçüklerle vakit geçiriyorum. Doğduğum yıl insanlarını kaybettim sanıyorum.
Hadi çıkalım deyip bir çırpıda menengiç kahvesi keyfi yapabiliyorum. Eskiden eve bir girmişsem çıkarabilene aşkolsundu.
Kedime daha çok vakit ayırabiliyorum.Esamesi kalsa da alışveriş canavarı değilim eskisi gibi. Daha az geriliyorum ama daha az gülüyorum. Bedenim ve ruhum daha rahat ama uzanabildiklerim daha az. Çok vaktim var çok yer geziyorum ama az vaktimin olup az gezmeyi mi tercih etmeliyim tereddüt ediyorum.
Ev hayatına adapte olabiliyorum artık. Prensiplerimden ödün verebiliyorum, daha çok tahammül ediyorum. Maddeden sıyrılıp maneviyata daha çok konsantre olabiliyorum. Daha çok düşünüyorum. Ve Değişiyorum….. hedef ve ideallerim hariç.

ORUÇ AÇ KALMAK DEMEK DEĞİLDİR

•Eylül 2, 2008 • 12 Yorum


“Ramazan’ın ilk gecesinde Cennet ve sema kapıları açılır da, Ramazan’ın son gecesine kadar kapanmaz”

Hadisi-i Şerif

Oruç, insanın hem şahsi hayatının hem sosyal hayatının tanziminde rol alan mühim bir İlahi emirdir.

Cenabı Hak yeryüzünü muhteşem nimetlerle süslemiş ve nazarlarımıza sunmuş olmasına karşın gaflete dalışlarımız yüzünden bazen o nimetlerin şükrünü yeterince yerine getiremiyoruz. Oruç bir yönüyle bize bu nimetlerin kıymetini daha iyi hissetmemizi sağlıyor.

Sosyal hayata baktığı yönüyle oruç insana yardımlaşmayı, merhameti, hoşgörüyü, şefkati öğretir.

Oruç, geçici ve kısa dünya hayatında uzun ebedi bir hayatı kazandıran manevi bir ticarettir.

Yaratanını tanımak isteyen nefsin gurur ve kibri en iyi oruçla kırılır. Nefis, aczini ve zaafiyetini en güzel oruçlar anlar.

Oruç, maddi ve manevi bir perhizdir.
Risale-i Nur

Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan Kıyamet Gününde yalnız oruçlular girer. Onlarla birlikte başka kimse giremez. Nerede oruç tutanlar? diye çağırılır ve oruç tutanlar oradan Cennete girdirilir. Snuncusuda girdi mi, artık kapı kapanır ve o kapıdan kimse giremez.”
Hadis-i Şerif

LOST

•Ağustos 26, 2008 • 16 Yorum

Lost tutkusu bir süredir benide sardı ve Lost’un ikinci sezonunu bitirdim. Geriye kaldı 3. ve 4. sezon. Bu aralar izlemeye hız verdiğimden 2009 şubat ayında başlayacak 5. sezonu geride kalmadan beklemiş olacağım.

2. sezonda ada da çözülmek istenen gizem Mısır kültürünün karmaşık eski inanışlarına bile dem vuruyor. Düğmeye basılmadığında çıkan hiyeroglifler ve filmin yakın göz çekimi kareleriyle başlaması işin ucunun Mızır gizemine dayandığını gösteriyor tahminimce.

Kazazedelerin tamamen bir ırk ve karakter armonisine sahip olması diziye bir başka anlam katıyor. Konuşulan her bir ayrıntı ilerleyen karelerle bir ilinti halinde olduğu için dikkatle takip etmek gerekiyor.

4 8 15 16 23 42 sayısının her yerde karşılarına çıkması ise başka sırlar içeriyor. Bu rakamları Lost izleyenleri ezberine almıştır bile.

Aslında tesadüf eden hadiselerin kesinlikle tesadüf olmadığı ise birilerinin bir şekilde olayları yönettiği ve yönlendirdiğini gösteriyor. İpuçları ise 815 sefer sayılı uçağın düşmesinden önce ada da yaşayan others yani diğerlerinin işi olduğu yönünde.

3. sezonun başlangıcında anlaşılıyorki 2. sezonda vahşi zannedilen diğerlerinin meğer ada da paşa paşa yaşıyor olmasıymış. Sawyer, Jack ve Kate diğerlerinin arasındalar şimdilik. Hurley ise rejimine devam etmesi için sahil kampına yollandı :) )

Dharma Girişimi isimli projeyi anlatan adam ise hepten sinir bozucu. İnsanlar üzerinde çalışmamı yapıyorlar öldürmeye mi çalışıyorlar belli değil. 3. sezon sonrası olaylar daha da netleşecek nasıl olsa.
LOST’UN İÇERİĞİNE YABANCI OLANLAR İÇİN BİLGİ;

Lost, Avustralya’dan Los Angales’a uçan ticari bir uçağın Güney Pasifik civarında düşmesiyle esrarengiz tropikal bir adada kazadan sağ kalan kimselerinin yaşamlarını anlatan Amerikan
yapımı olan bir dizi.

Her bölüm, bir karakterin flashbacklerle geçmişiyle birlikte anlatılıyor. Dizinin yaratıcıları Damon Lindelof, J. J. Abrams ve Jeffrey Lieber’dır. Bölümler Oahu, Hawaii’de çekiliyor ve ABD’de ABC televizyonuda yayınlanıyor. Lost en pahalı televizyon yapımlarından biri olarak geçiyor.

Mayıs 2007′de Lost’un dördüncü beşinci ve altıncı sezonlarıyla devam edeceği ve Mayıs 2010′da 117. bölümün yapımı ile sonlandırılacağı duyuruldu. WGA yüzünden dördüncü sezon sadece 14 bölümden oluşurken üç saatlik bir sezon finaline sahiptir. Dördüncü sezonun ABD’deki ilk gösterimi 31 Ocak 2008 tarihinde yapıldı. 5.sezon Şubat 2009 da başlayacaktır.

TIGER’IN SICAKLARLA BAŞI DERTTE

•Ağustos 22, 2008 • 18 Yorum
Tiger son bir kaç gündür bunaltıcı sıcaklardan fena etkilendi.
Ara sıra yer değiştirsede durum hep aynı.
Neşesiz ve iştahsız bütün gün uyuyor.
Ancak sinek nev’i gördüğünde gözleri fal taşı gibi açılıyor.
Düzenlenmesi muhtemel kedi güzellik yarışmasına Tiger’ı aday olarak görmek isteyen hekimimizin bu fikrini ev ahalisi hayretle karşılıyor. Ben ise Tiger’ın dereceye gireceğinden eminim :)
 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.